Mimarlıkta Gündelik Hayat ve Toplumsal Cinsiyet: 1940'lar Türkiye'sinden Mektuplar

Gülsüm Baydar

7 Kasım 2025

1 28 Ferzan Baydar’ın 6 Aralık 1948 tarihli mektubunda yer alan çizim
Yazarın izniyle
Ferzan Baydar’ın 6 Aralık 1948 tarihli mektubunda yer alan çizim
Yazarın izniyle
Salt, erken Cumhuriyet döneminden günümüze mimarlık alanında kadın emeği, çalışma koşulları ve temsil biçimlerini inceleyen bir yazı dizisi başlattı. Mimar ve bağımsız araştırmacı Melis Cankara ile Salt’tan Orkun Dayıoğlu tarafından hazırlanan dizinin ilk yazısında akademisyen Gülsüm Baydar, mimar Leyla ve Ferzan Baydar’ın 1940’lardaki kişisel yazışmaları üzerinden mimarlık pratiğinin gündelik boyutlarını ve toplumsal cinsiyet örüntülerini ele aldı.

Leyla (Taylan) Baydar ile Ferzan Baydar, 1945 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nden mezun bir kadın mimar ve bir erkek mimar. 1947’de evlenmelerinden kısa bir süre sonra Ferzan Baydar Ankara’ya askere gidiyor ve yoğun bir mektuplaşma süreci başlıyor.1 Mektuplarda katıldıkları yarışmalar, mimarlıkla ilgili düşünceleri ve en çok da eşinin askerlik döneminde Leyla Baydar’ın “üstüne kalan”, Birgiler Apartmanı’nın uzayıp giden sıkıntılı inşaat sürecinin ayrıntıları yer alıyor. Bu yazı bağlamında konu etmek istediğim, yapıların tarihleri yazılırken sıklıkla göz ardı edilebilen ama mektuplarda izi sürülebilen toplumsal cinsiyet rollerinin karmaşık örüntüsü.

Mimarlıkta toplumsal cinsiyet temasının akademik araştırmalara konu olması 1970’li yıllara dayanıyor. Kadın mimar figürünü konu alan çalışmalar genellikle kadın mimarların, erkeklerin çoğunlukta olduğu bir alanda tasarladıkları yapılara odaklanıyor. Bu çalışmalar, 1990’lı yıllarda daha eleştirel bakış açılarına yer açarak mimarlık söyleminin ve pratiğinin kendisinin nasıl kurulduğunu ve kadınları nasıl dışladığını mercek altına alıyor. 2000’li yıllarda ise kesişimsel kimlikler öne çıkarılarak kadın kategorisinin dayandığı özcü bakış açısı eleştirilmeye başlanıyor. Tüm bu gelişmelerin temelinde, Ayn Rand’ın The Fountainhead [Hayatın Kaynağı] (1943) romanındaki Howard Roark karakterinde simgeleşen, kendi başına dünyaya meydan okuyup amacından ödün vermeyen kahraman erkek mimar figürünün eleştirisi ve yapısöküme uğratılması yatıyor. Leyla ve Ferzan Baydar’ın mektuplarındaki kimi kısımlar, hem 1940’lar Türkiye’sinin mimarlık söyleminde alternatifsiz biçimde geçerliğini koruyan bu ideal mimar kurgusunun gündelik hayatta nasıl somutlaştığını ve bazen de nasıl bulanıklaşabildiğini göstermesi hem de bireysel yaşam öyküleriyle toplumsal cinsiyet kuramları arasındaki karmaşık ilişkileri yansıtması açısından ilginç.

2 18 Leyla ve Ferzan Baydar, tahminî 1945<br />
Yazarın izniyle<br />
Leyla ve Ferzan Baydar, tahminî 1945
Yazarın izniyle

1. İdeal Kurgular

Mektupların yazıldığı 1948-1949 yıllarında Leyla ve Ferzan Baydar yirmili yaşlarının ikinci yarısında, oldukça deneyimsiz, ama kısa sürede kazandıkları yarışmalardan2 dolayı başarılı görülen mimarlar. Ferzan Baydar, 18 Mart 1949’da “madem ki biz mimarız sanat bezirganlığı yapmak istemiyoruz o hâlde en iyi olacağına kani olduğumuzu yapalım” derken, Roark karakterinde idealleşen mimar imgesini birebir yansıtıyor. Çift 1948 yılında İstanbul’da kendi “serbest mimarlık” bürolarını açtığında özellikle Ferzan Baydar için serbest mimarlık ve memuriyet arasındaki seçim belirleyici. Şöyle yazıyor:

“Eğer serbest sahada muvaffak olmak çok kolay olsa idi o zaman herkes memur olmazdı. Tabiidir ki muvaffak oluncaya kadar zorluklar ve sıkıntılar olacak insan üzülecek […] uğraşacak ziyan edecek fakat bütün bunlara dayanabilirse muvaffak olacak dayanamazsa memur olup sürünecek. Ford işe başladığı zaman beş parasızdı. Rokfeller [sic.] 3 kere iflas etti. Kayser iki defa iflas etti. Eğer onlar da işten yılsa idiler bu günkü mevkilerini bulamazlardı değil mi?” (6 Aralık 1948)

Henry Ford, John D. Rockefeller, Robert Kayser… Başarılı bireyler olarak anılan üç ünlü işadamı; Ferzan Baydar’ın istikbal idealinin ikonları. Kendisi bir başka mektubunda, inşaat sorunlarının alabildiğine can sıktığı bir dönemde eşine, “istikbale doğru seninle el ele yılmadan yürürüz. Hayat mücadeleden ibarettir ve yaşamaya hak kazananlar mücadele etmesini bilenler ve ondan korkmayanlardır” diyor ve aynı sayfada el ele güneşe doğru yürüyen bir çiftin resmini çiziyor: Erkek önde.

Bu örnekler özellikle 1940’lı yılların sonundaki toplumsal cinsiyet ilişkileri düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Başarı kavramının erk ile özdeşleştirildiği, bireysel sivrilmenin kolektif üretime üstün görüldüğü, mücadele ve cesaret kavramlarının yüceltildiği eril dünyanın modernleşen Türkiye’sinde genç, sağlıklı, eğitimli, beyaz, orta-üst sınıftan bir erkek mimarın kendi yansımasını gördüğü ideal imgenin somutlaşmış örnekleri. Ancak gündelik yaşamın bu ideal(leştirilen) imgeyi sürekli sınamasıyla birlikte, Ferzan Baydar da kimi zaman bunları sorgular hâle geliyor. Örneğin 5 Kasım 1948 tarihli mektubundaki “Mektepten çıkar çıkmaz neden memuriyete girmedim onbin defa pişmanım neden pek az kimsenin serbest hayatı seçtiklerini çok iyi anladım. […] Emin ol kafam artık işlemiyor […] ne olur bu işler nasıl düzelecek nasıl yoluna girebilecek bana sen akıl öğret…” sözlerinde hem Ford, Rockefeller ve Kayser idealleri hem güneşe doğru giden yolda kadına liderlik eden erkek figürü yerle bir oluyor. Bu kez pek de güneşe gitmediği görülen yolun yönünü düzeltmek işi kadına yükleniyor. Görülen o ki mimarlığın üstüne kurulduğu kaygan eril zemin sadece kadınlara zarar vermiyor.

2. Yaşamsal Pratikler

1950’nin Temmuz ayında çıkan Arkitekt dergisinde, Moda’da yapımı yeni bitmiş olan Birgiler Apartmanı tanıtılıyor.3 Başlığın hemen altında “Proje ve inşaat: Y. Mimar Ferzan ve Leyla Baydar” yazılı.

3 17 Ferzan Baydar ve Leyla Baydar, “Birgiler Apartmanı,” <i>Arkitekt</i>, Yıl: 20, Sayı: 7-10, 1950, s. 153<br /><br />
Ferzan Baydar ve Leyla Baydar, “Birgiler Apartmanı,” Arkitekt, Yıl: 20, Sayı: 7-10, 1950, s. 153


Birgiler Apartmanı’nın sahibi işadamı Adnan Birgi, Leyla Baydar’ın ablasının eniştesi. Bir katında eşi ve oğluyla kendisinin oturup diğer iki katını kiraya vereceği apartman projesini Baydarlara bu aile ilişkisi nedeniyle veriyor. Yapının tasarım süreci ve inşaatın başlangıcı Ferzan Baydar’ın askerliği öncesinde gerçekleştiğinden, mektuplarda bu konuda ayrıntılı bilgi yok. Arkitekt‘teki bir cephe fotoğrafının yanına “apartmanın sokak cephesi eski evlerimizin karakterini taşımaktadır” ibaresi konulmuş. Bu konunun Sedad Hakkı Eldem’in öğrencileri olan Baydarlar açısından önemli olduğu, Ferzan Baydar’ın askerde bir akşam mütalaasında yazdığını belirttiği şu satırlardan anlaşılıyor:

“[…] dün akşam Kadri [Erdoğan] ve Nezih [Eldem] ile münakaşa ettik. Kadri tabii Amerikan mimarisi biz de Milli mimari tarafı. Malzeme, iklim, yaşama şartları ve gelenekleri inkar edince konuşmak gayet kolay ama bu problemleri önüne koyunca mesele kendiliğinden meydana çıkıyor sonra neden kendi eserlerimizi taklit sayılıyor da Neutra veya Le Corbusier’yi taklit taklit olmuyor onu anlamıyorum. [sic.]” (17 Şubat 1949)

4 7 Birgiler Apartmanı’nın zemin ve birinci kat planları, <i>Arkitekt</i>, Yıl: 20, Sayı: 7-10, 1950, ss. 154-155<br /><br />
Birgiler Apartmanı’nın zemin ve birinci kat planları, Arkitekt, Yıl: 20, Sayı: 7-10, 1950, ss. 154-155


Kaba inşaatı bitmiş olduğu anlaşılan yapının tamamlanmasıyla ilgili sürecin kimi aşamaları ise mektuplarda paylaşılıyor. Leyla Baydar’ın yazdıkları alabildiğine ayrıntılı ve bir türlü denkleşemeyen mali hesaplarla yüklü. Marangoz Ömer Usta (“Beri yandan Ömer Usta para istiyor. Ve her defasında veremiyeceğimi söylemek beni çok fena yapıyor. Ömer rüyalarıma girmeye başladı. Çok sıkılıyorum.” 14 Mart 1949), Badanacı Solon, Ferzan Baydar’ın borçlanmış olduğu Vedat (“Vedat bonoyu kırdırmış. Ne demek bilmiyorum. Söylediğini aynen naklediyorum.” 15 Şubat 1949), yapının başında durduğu anlaşılan İlyas, çamaşır kazanını yapacak olan Kirkor, Ferzan Baydar’ın muşamba temini ile ilgilenen dayısı (“En mühimi muşamba işi: Gözlüklü dayın meşgul oldu […] mukavelede fiyat yazılı değil. Baştan aşağı okudum. Şehime Hanım 6 liralık konuşulmuştu diyor. Şimdi 6 liraya yok. Yazılı olmadığına göre bu farkı verirler mi bilmem. […] işler sarpa saracağa benzer.” 29 Mart 1949)… Tüm bu ilişkilerde arada bir hesap soran Adnan Birgi’nin eşi Şehime Birgi dışında bir tek kadın ismi geçmiyor.

Leyla Baydar bir yandan bu sorunları dile getirirken, bir yandan mümkün olduğunca çözüm de üretiyor. Örneğin Ferzan Baydar, “çamaşırlık kazanını Kirkorla konuştuk şeklini o biliyor zaten o şekilde bir detay çizmek benim ihtisasım haricinde” (11 Aralık 1948) dedikten sonra Kirkor Usta’nın çamaşır kazanı için keşif yapmayı reddettiği anlaşılıyor. Bunun üzerine Leyla Baydar, eşine Ankara’da oturan ablasının evindeki kazanı rölöve ederek detayı çizmesini öneriyor; Ömer Usta’ya para verebilmek içinse “nafıa’dan situasyon çıkart”masını istiyor. Ancak 29 Mart 1949’da “Yapı bitmek bilmiyor. Hava gittikçe gerginleşiyor,” diye başlayan paragraf şöyle devam ediyor:

“İki gündür Ömer’in adamını bekliyoruz, kapı tokmaklarını taksın diye. Bu yüzden boya durdu. Boyacı boya almaya para yok diyor. Ve böylece bu işler birbirine halkalanıp uzuyor. Bodrumda su var gine. Şehime ne olacak dedi. Ben yazı bekler su çekilince bodrumu tamamlarız bunu istemiyorsanız masrafını verin çaresine bakalım şeklinde cevap verdim. Onlardan ses, benden hareket yok. Ve böylece bodrum su içinde uyuyor. Bodrum pencereleri yerine uymuyor. Ömer bana bu ölçü verildi düzeltmem diyor. […] ve böylece pencereler takılmıyor. Bahçeyi bitirmek için çimento lazım […] bahçe bitmiyor. […] hala hayatın güzel ve yaşamanın zevkli olduğunu söyliyenler varsa onlara bir çift sözüm var. Nereye baksan bir aksilik. Nereye gitsen bir terslik.”

Bunu izleyen mektubunda Leyla Baydar, açıkça günlerini “yapı maliyeti hesap etmekle, mozayik döşemeye sinirlenmekle” geçireceğini “tahayyül etmediğini”, bunlar yerine “Rembrant’ın [sic.] hayatını veya Lessing’in bir kitabını okumayı […], bir sanat tarihi tercümesi yapmayı […], bir örgü örmeyi” tercih ettiğini belirtiyor (3 Nisan 1949). Baydar’ın kendisini ait olmadığını hissettiği bir dünyada bulmasının nedenlerinden biri olarak, eril bir dünyanın pazarlıklarının dilini kullanmakta zorlandığını söylemek yanlış olmasa gerek. O dünya ne ressam Rembrandt’ın hayatına, ne yazar Doris Lessing’e, ne sanat tarihine, ne de örgü örmeye yer açmaktadır. Bu dünyaların biri öbüründen daha üstün değil; farklı üretim alanları. Burada sorunlu olan, gündelik yaşamın toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünde kimin dünyasının öncellendiği.

5 9 Birgiler Apartmanı, salondan bir fotoğraf ile oturma odası etüdü, <i>Arkitekt</i>, Yıl: 20, Sayı: 7-10, 1950, s. 155<br /><br />
Birgiler Apartmanı, salondan bir fotoğraf ile oturma odası etüdü, Arkitekt, Yıl: 20, Sayı: 7-10, 1950, s. 155


Leyla Baydar, eşi askerdeyken kendisine yüklenen yapı işlerinden fazlasını da yapıyor. Örneğin çiftin o dönemde katıldığı, başta birincilik ödülü aldıkları Eskişehir gar binası olmak üzere pek çok yarışma var. Bunların bir kısmı Ferzan Baydar’ın askerlik dönemine denk geldiğinden izlerini mektuplarda görmek mümkün. Ferzan Baydar’ın 17 Şubat 1949 tarihli mektubundaki “hani biz konkurları hep ama hep […] beraber yapardık […] bensiz konkur yapmak sanki çok mu tatlı” ibaresinden Leyla Baydar’ın bireysel olarak bir konkura katılmayı planladığı, ama bunu ya sürdürmediği ya da katılımın yine ikili olarak yapıldığı anlaşılıyor. Mimar biyografilerinde “ödül aldığı yarışmalar” olarak sıralanan yapıların ardındaki karmaşık ilişkiler ağı, ancak bireysel anlatılarda ortaya çıkabiliyor. Benzer biçimde, Arkitekt dergisindeki “Birgiler Apartmanı” yazısı da mimarlık dergilerinde yer alan çoğu yapı tanıtımı gibi mimar imzalı bitmiş bir yapının tasarımına odaklanıyor. Oysa bu yazışmaların da gösterdiği gibi mimarlık, disiplinin genelde varsayılan sınırlarının ötesinde çok boyutlu ilişkilerden oluşan bir alan.

3. Failiyet

1940’lı yılların Türkiye’sinde mimarlık alanında failliğin, yani eylem yetisinin üretildiği maddi-söylemsel pratikler mücadele, yılmama, göğüs germe gibi, eril diye adlandırılan özellikler temelinde kuruluyor. Başarı ölçütü bu temeller üzerine kurulduğunda da söz konusu özelliklerin atfedildiği erkek mimarların bu faillik alanında daha avantajlı olması kaçınılmaz. Ancak bu alanda üretilen ideal mimar figürünün her erkek mimar için eşit açılımları olmadığını da unutmamak gerek. Yine de, Ferzan Baydar’ın meslek yaşamını sürdürdüğü dönemde pek çok mimar için hayal kırıklığı üretecek olan bu idealin kendisi henüz sorgulanmıyor. Üstelik faillik alanındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliği de, yapısal bir eşitsizlik olarak algılanmıyor; algılansa dahi sorgulamaya açılmıyor.

Leyla Baydar ise 2000’li yıllarda kaleme aldığı kısa biyografisinde şöyle diyor: “Akademiyi bitirdiğim yıl Teknik Üniversite Mimarlık Bölümü Sanat Tarihi asistanlığı için açılan sınava girdim ve Hilmi Ziya Ülgen’in [sic.] asistanı oldum. Çok severek yaptığım bu işten, 1948’de Ferzan Baydar’la birlikte büro açmaya karar verdiğimizde ayrıldım.”4 Özlediği işi yapmaya mezuniyetinden neredeyse yirmi yıl sonra, 1967 yılında Ankara’da Zafer Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda (bugün Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi) mimarlık ve sanat tarihi dersleri vererek başlayan Leyla Baydar, emekli olduğu 1998 yılına kadar akademik çalışmalarını severek sürdürüyor.

Baydarların mektupları, 1940’ların Türkiye’sinde mimarlık pratiğinin gündelik boyutlarına ve toplumsal cinsiyet ilişkilerine ışık tutabilecek kişisel anlatıların bir örneği. Görünmez emek, mesleki temsil ve ideal mimar figürünün hem kadınlar hem de erkekler için nasıl farklı yükler getirdiği, ancak bu anlatılar sayesinde somutlaşabiliyor. Bu tür belgelerin incelenmesi, mimarlık alanında emeğin görünürlüğü ve temsil boşluklarına ilişkin tartışmaların sürdüğü bugün için de hem tarihsel hem de eleştirel bir perspektif sunuyor.

- - -


Gülsüm Baydar, lisans ve yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde tamamladıktan sonra mimarlık tarihi alanındaki doktora derecesini University of California, Berkeley’den aldı. University of California, Santa Cruz, National University of Singapore, MIT, University of Adelaide, Bilkent Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli konferanslarda sunduğu bildiriler ile ulusal ve uluslararası yayınlara yaptığı katkıların yanı sıra Assemblage, Journal of Architectural Education, Society and Space, Gender, Place and Culture, City, Architecture and Culture gibi dergilerde yazıları yayımlandı. 2012 yılından beri Yaşar Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim vermektedir.
  • 1.
    Annem ve babamın 1940'lardaki mektuplarıyla annemin vefatından (2015) sonra tanıştım. Yazıda mektuplardan yaptığım alıntılarda, imla ve noktalamaları orijinal hâllerinde bıraktım. Metinlerin burada yer alan yorumları ise tamamen bana ait.
  • 2.
    Eskişehir Garı (1946, birincilik); Sivas Anıtı (1946, üç eşit ödülden biri); Ankara Fidanlık Yerleşmesi (1948, üçüncülük); Bursa Süleyman Çelebi Anıtı (1948, dördüncülük). Editörün notu: Bu bilgiler, Leyla Baydar'ın Mimarlar Derneği 1927 web sitesindeki biyografisinden alınmıştır. TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin hazırladığı yarışmalar dizininden Sivas Anıtı ve Ankara Fidanlık Yerleşmesi yarışmalarına ilişkin bilgiler teyit edilememiştir. Bursa Süleyman Çelebi Anıtı yarışması ise aynı kaynakta 1949 yılına tarihlenmiştir.
  • 3.
    Ferzan Baydar ve Leyla Baydar, "Birgiler Apartmanı", Arkitekt, Yıl: 20, Sayı: 7-10, 1950, ss. 153-155. Erişim tarihi: 08.09.2025, http://dergi.mo.org.tr/dergiler/2/171/2212.pdf.
  • 4.
    Mimarlar Derneği 1927, Onur Üyeleri. Erişim tarihi: 08.09.2025, https://www.md1927.org.tr/dernek/uyeler/onur-uyeleri.
PAYLAŞ