"Zenginlerimiz Nerede?"den "Nerede Bu Devlet?"e: Erken Soğuk Savaş Türkiye'sinde Yoksul ve Kimsesiz Çocukların Bakımı

Mesadet Maria Sözmen

30 Ekim 2025

1 Çocuk Dostları Derneği’nin 1957–1967 yıllarında ikamet ettiği Fenerbahçe’deki yurt binasının temel atma töreninden bir fotoğraf 
Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’nin izniyle
Çocuk Dostları Derneği’nin 1957–1967 yıllarında ikamet ettiği Fenerbahçe’deki yurt binasının temel atma töreninden bir fotoğraf
Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’nin izniyle
2024’te Salt Araştırma Fonları’yla desteklenen araştırmacılardan Mesadet Maria Sözmen, erken Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’de kimsesiz çocukların bakımına yönelik sosyal yardım ve hayırseverlik programlarını, dönemin etkin Kemalist yayınlarından Kadın Gazetesi ile kadınların öncülüğünde bir girişim olarak 1949’da kurulan Çocuk Dostları Derneği’nin faaliyetleri odağında inceledi. Kent yoksulluğu ile “çocuk davası”nın kesişiminde hayırseverliğin imkân ve sınırlarını, kadın aktörlerin kurumsallaşma çabalarını ve devletin değişen rolünü ele aldı.

Yıllar süren savaşlar ve buhranların ardından ilan edilen Cumhuriyet’in erken dönemlerinden itibaren, “çocuk davası” nüfus, kalkınma, kültür ve toplumsal yaşamın merkezinde bir mesele hâline geldi. Erken Cumhuriyet aydınları için uygar bir toplum inşasının öncelikli koşulu, yüksek çocuk ölümleri, düşük doğum oranları, bulaşıcı hastalıklar ve kısa yaşam süreleriyle zayıflayan nüfusun güçlendirilmesi ve sağlıklı bir neslin yetiştirilmesiydi. Bununla birlikte, yoksul ve bakıma muhtaç çok sayıda kimsesiz çocuk bulunmaktaydı. Bu çocuklar, “çocuk davası” içinde özel bir konuma sahipti. Yalnızca korunmaya muhtaç bireyler olarak değil, aynı zamanda potansiyel suçlular ve bir toplumsal tehlike olarak da görülmekteydiler. Kentleri işgal eden, dilencilik eden, suça meyilli çocuk imgesi etrafında şekillenen toplumsal panik, 19. yüzyıldan itibaren varlığını sürdüren güçlü bir söyleme dayanıyordu.1

Her ne kadar ıslahhaneler, vakıflar, darüleytamlar, Darülaceze ve Himaye-i Etfal gibi sivil ya da devlete ait kurumlar geç Osmanlı’dan itibaren bu çocukların bakım ve himayesine dair bir sorumluluk üstlenmiş olsa da, söz konusu kurumların kapasitesi erken Cumhuriyet’in ihtiyaçlarının çok gerisinde kalıyordu. Nitekim Sabiha Sertel’in Resimli Ay‘da Cumhuriyet’in çocuk meselesine dair yazdıklarına göre, 1925’te sayıları ülke genelinde 200 bine ulaştığı düşünülen yetim çocukların yalnızca 10 bini devlet tarafından himaye edilmekte; geri kalanları ise sokaklarda yaşamaya, dilendirilmeye ve serseriliğe terk edilmiş bulunmaktaydı.2 Bir yanda yüzde 90’lara varan çocuk ölüm oranları, diğer yanda sokaklarda başıboş gezen çocuklar, asrileşme hedefinin önünde ciddi bir engel olarak görülüyordu. Devletin bu konudaki yetersizliğine karşılık, hem modernleşmeci bürokratlar hem de aydınlar sorumluluğu yeniden topluma transfer etme eğilimindeydi. Ancak 1930’lara gelindiğinde, kimsesiz çocukların bakımından sorumlu yarı sivil bir kurum olan Himaye-i Etfal (daha sonra Çocuk Esirgeme Kurumu), korunmaya muhtaç çocukların sayısı karşısında gerek mali kaynak gerekse insan gücü bakımından yetersiz kaldığını ve bu sorumluluğun merkezî devlet tarafından üstlenilmesi gerektiğini kurumsal yazışmalarda dile getirmekteydi.3

Devletçi dönemde, kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocukların himayesi, birçok sosyal mesele gibi, bir “cemiyet meselesi” olarak görülüyor ve bu alandaki temel sorumluluk özellikle varlıklı kesimin hayırseverliğine, daha çok da varlıklı kadınlara atfediliyordu.4 Balkan Savaşları’ndan itibaren hâli vakti yerinde olan ve hayır işlerinde aktif rol üstlenen kadınlar, kimsesiz çocuklara yönelik çalışmalar yürütüyor; kendilerini hem bu meselenin hem de genel olarak “çocuk davası”nın tabii muhatabı olarak görüyordu. Bu hayırseverlik çabalarına, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet’in simge figürlerinden biri olan ve refah içinde yaşayıp eğlenceye dalarken kentin yoksul köşelerinde, köprüaltlarında kaderine terk edilmiş çocuklara yardım eli uzatmamakla eleştirilen “müsrif kadın” stereotipi eşlik ediyordu.5 Hasene Ilgaz gibi çocuk davasında aktif rol alan milletvekili ve hayırseverler, ıslahhaneler ile çocuk mahkemeleri gibi kurumların korunmaya muhtaç çocuklar açısından önemine işaret etseler de, konunun meclis gündemine taşınması 1940’ları buldu. İkinci Dünya Savaşı’nın körüklediği ekonomik buhran ve daha iyi iş imkânları arayışıyla artan köyden kente göçler, kent yoksulluğunu derinleştirirken İstanbul gibi büyük merkezlerde sokakta yaşayan ve çalışan çocuk sayısını da önemli ölçüde artırarak “kimsesiz çocuk sorunu”nu kamunun gündemine iyice yerleştirdi.6

2 Iam0800664059 Sabiha Bozcalı’nın kimsesiz çocuklara dair bir çizimi, <i>İstanbul Ansiklopedisi</i>, Cilt: 8, 1966, s. 4059<br />
Salt Araştırma ve Kadir Has Üniversitesi, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi<br />
Sabiha Bozcalı’nın kimsesiz çocuklara dair bir çizimi, İstanbul Ansiklopedisi, Cilt: 8, 1966, s. 4059
Salt Araştırma ve Kadir Has Üniversitesi, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi

1945’te Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından yayımlanmış, kimsesiz çocuklar üzerine yürütülen bir komisyon çalışmasına dair açıklama, dönemin değişmekte olan sosyal yardım anlayışına ve kimsesiz çocuklara yönelik baskın bakışa ışık tutmaktadır. Açıklamaya göre, kimsesiz çocuk sorunu ekonomik ve toplumsal kalkınmayla kendiliğinden çözülebilecek bir mesele olarak görülmekle birlikte, mevcut durumda yardıma muhtaç çocukların bakımı için devlet ve toplum iş birliğiyle adımlar atılması gerekmektedir. Bu bağlamda en büyük sorun, kurumlaşma eksikliğidir. Kimsesiz ve suçlu çocukların himayesi için ıslahhaneler, meslek evleri ve bakımevleri kurulmalı; bu kurumların işleyişi ise doğrudan bakanlığa bağlanmalıdır. Ayrıca komisyonun ortaya koyduğu öncelikli eylem planı “tecrit”tir: Çocuklar önce tecrit edilecek, ardından hastalıklı olanlarla olmayanlar ayrılacak, ruhsal bakımdan sınıflandırılacak, sağlam görülen ve ailesi bulunanlar ailelerine gönderilecek; geri kalanlar ise bakanlık tarafından kurulacak okul, sanatoryum ve hastanelerde himaye edilecektir.7 Nihayet 1949’da çıkan ilk Korunmaya Muhtaç Çocuklar Kanunu ise konuya dair sosyal koruma alanında devletin artan rolüne işaret ediyordu.8

3 Iam0800664058 Sabiha Bozcalı’nın kimsesiz çocuklara dair bir çizimi, <i>İstanbul Ansiklopedisi</i>, Cilt: 8, 1966, s. 4058<br />
Salt Araştırma ve Kadir Has Üniversitesi, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi<br />
Sabiha Bozcalı’nın kimsesiz çocuklara dair bir çizimi, İstanbul Ansiklopedisi, Cilt: 8, 1966, s. 4058
Salt Araştırma ve Kadir Has Üniversitesi, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi

Gerek sosyal politika gerekse siyasal anlamda oldukça dinamik olan savaş sonrası dönemde aydın hayırsever kadınlar, kimsesiz çocuk meselesini, Türk kadınlığının en önemli davası olarak gördükleri “çocuk davası”nın ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyorlardı. Bu bağlamda çocuk ve anne sorunları birbirinden bağımsız düşünülmüyordu. Nitekim 1928’de Çocuk Esirgeme’nin bir yan kuruluşu olarak kurulan ve daha sonra Yardım Sevenler Derneği adını alan Kadın Koruma Cemiyeti, “çocuğu beslemek için önce anneyi beslemeliyiz” anlayışının bir ürünüydü. Kadını iş sahibi yaparak güçlendirmeyi şiar edinen dernek, 1940’lara gelindiğinde ülkenin en aktif hayır kurumlarından biri hâline gelmiş; yardım faaliyetlerinin kapsamı giderek genişlemişti.9 Dolayısıyla 1940’ların ikinci yarısından itibaren ve 1950’lerde kimsesiz çocuk sorununa yönelik yaklaşımlar, annelerin çocuk bakımı konusunda eğitilmesini de içerecek şekilde biçimlendi. Dönemin en düzenli ve etkin Kemalist kadın yayını olan Kadın Gazetesi, kimsesiz çocuk meselesini ele alırken bir yandan da modern pedagojiye dair Avrupa ve ABD’deki araştırmaları çeviri ve bilgilendirme yoluyla kamuoyuna aktarıyordu. Konu üzerine etraflıca çalışan ve yazan kadınlar arasında İffet Halim Oruz, Süreyya Ağaoğlu, Hasene Ilgaz, Tezer Taşkıran gibi dönemin önde gelen Kemalist aydın siyasetçileri, gazeteci-yazarları ve iş insanları sayılabilir.

Gazetenin 1947’de yayımlanan ilk sayılarından itibaren çocuk meselesine özel bir vurgu yapıldığı görülür. Ancak tartışmanın odağında nüfusu artırmak ya da çocukların sağ kalım oranlarını yükseltmekten çok, başıboş çocukların topluma nasıl dâhil edileceği veya nasıl kontrol altına alınacağı sorusu vardır. Bu çocuklara dair söylem, şefkat ile dışlamanın iç içe geçtiği bir ikilik üzerine kuruludur. Sokak ve sokaktaki çocuk bir yandan “tehlikeli, pis ve kötü” olarak damgalanırken, diğer yandan “kimsesiz çocuk yoktur, bütün çocuklar milletin çocuğudur” anlayışıyla ulusal bir aidiyet çerçevesine yerleştirilmiştir. 1945’te yayımlanan komisyon raporunda da görüldüğü gibi, sokakta kendi hâline bırakılan çocuk, hem korunması gereken bir mağdur hem de kontrol edilmediği takdirde toplumsal düzen için bir tehdittir:

“Şehir merkezlerinin sokaklarını dolduran bu sahipsiz çocukları herkes görüyor. Bu çocuklar aç, çıplak ve utanmaz. Çoğu hasta, mikroplarla kirlenmiş… Yoksul çalışan annelerin çocukları gece gündüz sokakta. Sokak… kötülüğün ve çirkinliğin mekânı… Asıl felaket, sadece acıdığımız ya da kaçtığımız bu dilenci çocukların bir gün toplumun bir üyesi olacak olmalarıdır.”10

Şükûfe Nihal’in bu çarpıcı sözlerinin de gösterdiği gibi, kimsesiz çocuk meselesi bu dönemde artık kentsel hijyen, güvenlik ve ahlak sorunu olarak görülmekteydi. Çözüm ise devlet ve milletin el ele verdiği, planlı programlı bir kurumlaşma ile olabilirdi.11 Aydın kadınlar bir yandan Çocuk Esirgeme gibi mevcut kurumların çalışma biçimini ve yeterliliğini de sorguluyordu. Gazetenin baş editörü ve sahibi İffet Halim Oruz’un eleştirilerine göre Çocuk Esirgeme Kurumu, yardım paralarını binalaşmaya yönlendirmekte; hayır cemiyetleri arasında koordinasyon sağlayamamakta ve yönetimini merkezîleştirmekteydi. Ayrıca kadınların temsiline yeterince yer vermeyen kurum, idarede yerel halk yerine milletvekillerini tercih etmekte, ciddiyetsiz bir çalışma tarzı sergilemekte ve şubelerin gelirlerinin önemli bir bölümünü merkeze aktarmaktaydı.12

4 Koprualtcocugu140349 Kimsesiz çocuklara dair bir temsil, <i>Kadın Gazetesi</i>, Yıl: 3, Sayı: 107, 14 Mart 1949
Kimsesiz çocuklara dair bir temsil, Kadın Gazetesi, Yıl: 3, Sayı: 107, 14 Mart 1949

Konunun kadınlar tarafından ne kadar önemsendiğinin bir göstergesi de, 1950 seçimleri öncesinde Kadın Gazetesi‘nde yayımlanan “Kadınlar Seçimden Ne İstiyor” dizisidir. Çeşitli mesleklerden profesyonel kadınlarla yapılan bu ankette öne çıkan iki temel sorun, kimsesiz çocuklar ve konut sorunuydu. Bu iki meselenin birlikte dile getirilmesi ve kimsesiz çocukların çoğunluğunun köyden kente göç eden ailelerin çocukları olduğu yönündeki görüş, Cumhuriyet aydınlarının genellikle göz ardı ettiği köy yoksulluğunun artık kent yoksulluğu ile birlikte düşünülmesi gerektiğini ortaya koyuyor; aynı zamanda kimsesiz çocuk meselesinin de bir kent yoksulluğu sorunu olduğunu açıkça gösteriyordu. Ayrıca kadınların “kimsesiz çocuk” kavramıyla yalnızca dilenen ya da sokakta yaşayan çocukları kast etmedikleri; anneleri çalıştığı için gündüzleri sokakta kalan yoksul çocukları da bu kategoriye dâhil ettikleri anlaşılıyordu.

Erken Cumhuriyet’ten itibaren aydınlar, hem kimsesiz/korunmaya muhtaç çocuklarla doğrudan ilgilenecek sosyal yardım kurumlarına hem de çocuklara özgü, yetişkinlerden ayrı usul ve yaptırımlarla işleyen kurumsal yapılara ihtiyaç olduğunu vurguluyordu. Bu çerçevede çocuk mahkemeleri meselesi 1920’lerden beri gündeme gelmekteydi. Nitekim Tezer Taşkıran ve Ahmet Ağaoğlu’nun 1940’ta Ankara Islahhanesi’nde yaptıkları araştırma, çocuk–yetişkin ayrımının yargılama ve ceza rejimine de yansıması gerektiğini, çocuklara yönelik yaklaşımın cezalandırmadan çok ıslaha odaklanması gerektiğini savunuyordu.13 Hayatı boyunca çocuk meselesiyle ilgili sosyal çalışmalar yürütecek olan avukat Süreyya Ağaoğlu’nun 1946–1947 yıllarında İngiltere ve ABD’ye yaptığı seyahatler de çocuk alanında kurumlaşmaya dair bir model olacaktı. ABD’ye ilk olarak uluslararası bir kadınlar derneği toplantısına katılmak üzere giden Ağaoğlu, üç ay boyunca ülkede kalarak Amerikalılara Türkiye’deki kadınların statüsü ve yurttaşlık hakları hakkında konuşmalar yaptı; çeşitli çocuk kurumlarını inceledi. Anılarında belirttiği üzere, özellikle Chicago’da sosyal hizmet uzmanlarının, öğretmenlerin, gönüllülerin yaşayıp çalıştığı, Jane Addams tarafından kurulmuş bir tür toplumsal merkez olan Hull House’ta geçirdiği birkaç gün kendisini derinden etkiledi. ABD gezisinin ardından İngiltere’ye giden Ağaoğlu, burada da bir kadın çocuk mahkemesi yargıcı tarafından yoksul çocuklar için kurulmuş bir sığınağın da aralarında bulunduğu farklı kurumları ziyaret etti. Türkiye’ye döndüğünde ise bu deneyimlerden ilham alarak, benzer işleyiş mantığına sahip bir çocuk sığınağı kurma amacıyla önde gelen hayırsever erkek ve kadınları bir araya getirdi.

Çocuk Dostları Derneği kuruluyor

Gerçekten de kadınların öncülüğünde bir girişim olarak 1947’den itibaren kurulması için çabalanan Çocuk Dostları Derneği (ÇDD), Süreyya Ağaoğlu, İffet Halim Oruz ve Şevket Rado tarafından 1949 yılının Mart ayında Liman Lokantası’nda nihayet resmen kuruldu. Dernek gönüllülerinden Hasene Ilgaz’ın daha sonra aktardığına göre, 1949 Korunmaya Muhtaç Çocuklar Kanunu’nun çıktığı sıralara denk gelen kuruluş toplantısı, “devlet bu işe el koyduysa, sivil bir inisiyatife ne gerek var” tartışmaları arasında gerçekleşmişti.14 Ayrıca iki yıl süren kuruluş hazırlıkları sırasında, hayır kurumlarında sıkça görülen partizanlık gibi aksaklıkların buraya sirayet etmesini, yürütücü kadroda yer alan Süreyya Ağaoğlu, İffet Halim Oruz, Nimet Selen, Hasene Ilgaz gibi kadınların özel çabaları engellemiş gibi görünmektedir.15 1949’daki kurucu kadroda ise aydınlar, hayırseverler ve uzun süredir çocuk meselesi üzerine çalışan Dr. Kazım Zafir gibi isimler bulunmaktaydı.16

ÇDD’nin Çocuk Esirgeme’den temel farkı, yalnızca ilkokul çağı üzerindeki erkek çocuklarını barındırmasıydı. Dernek, yurtta kalan çocukların okula devam etmelerini, okul çağını geçmişlerse bir meslek edinerek kendi geçimlerini sağlamalarını amaçlıyordu. Hasene Ilgaz, derneğin ilk yurdu için Çiçekpazarı’nda, uzun yıllardır üyesi olduğu Çocuk Esirgeme Kurumu’nun hibe ettiği eski bir medrese binasını buldu. 1957’de Fenerbahçe’deki Müşir Fuad Paşa Köşkü’ne, 1967’de ise Maslak Ayazağa’da hâlen kullanılmakta olan binaya taşındılar. Yurt, özellikle ilk yıllarında büyük ölçüde bağışlarla ayakta durmaktaydı. Kadın Gazetesi, kuruluşu şu sözlerle duyurmuştu:

“Bu kış günlerinde çıplak ve pejmürde kıyafetleriyle yolumuzun üstüne çıkan ve himaye görmedikleri takdirde yarının en azılı canileri, hırsızları olarak yetişecek bulunan sahipsiz çocukları kurtarmak ve bunları faydalı birer unsur olarak cemiyete iade etmek istiyoruz. Bu gaye ile Çocuk Dostları Derneği adıyla bir cemiyet kurarak harekete geçtik. Derneğimizin gayesi barındırma yerlerinden başlayarak, ıslah evleri, çalışma yerleri, her türlü tesisler kurmak suretiyle bu çocukları ruhen ve bedenen kurtarmaya yardım etmektir […]. Sosyal bünyemizi kemiren bu derdin hallinde her türlü yardımınız ve çalışmanız cesaretimizi artıracaktır.”17

5 Saynvatandas140349 “Sayın Vatandaş”, <i>Kadın Gazetesi</i>, 14 Mart 1949
“Sayın Vatandaş”, Kadın Gazetesi, 14 Mart 1949

Kimsesiz çocukların tespiti için bir komite kurulmuş; emniyetle iş birliği içinde yurtta kalacak çocuklar belirlenerek yurda yerleştirilmişti. İlk yıllarda kapasitesi en fazla 30–40 çocukla sınırlı olan yurtta ne bir bekçi ne uzman çalışan ne de müdür bulunuyordu. Yönetim kurulu üyesi Nimet Selen, gündüz işinden çıktıktan sonra çocukların bakımıyla bizzat ilgilenmekteydi. Dernek, çocuklara temel olarak barınma, günde iki öğün ücretsiz yemek ve bazı zorunlu ihtiyaçları sağlıyor; ayrıca çeşitli zanaatlarda çıraklık işleri buluyordu. Yurt yaşamında ise çocuklar, temizlik gibi günlük işlerin sorumluluğunu sırayla üstlenerek düzenin sürdürülmesine katkıda bulunuyorlardı.18 Bir yandan da yurtta çalışan ve uzman eksikliği, yurt yönetiminde çocukların aktif rol alması sonucunu doğurmuştu. Çocukların yurtta kalmasına yönelik hiçbir zorlama olmadığı, kendi rızasıyla kalmak isteyenin kaldığı da yurtla ilgili aktarılan önemli bilgiler arasındaydı.

6 Dernek Maslak Ilk Bina Çocuk Dostları Derneği’nin Maslak’taki binası önünde bir yurt öğrencisi, 1950’ler<br />
Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’nin izniyle<br />
Çocuk Dostları Derneği’nin Maslak’taki binası önünde bir yurt öğrencisi, 1950’ler
Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’nin izniyle

Özellikle ÇDD’nin kuruluş yılları olan 1940’ların sonu ile 1950’lerin başında Kadın Gazetesi, hem derneğe destek olmak hem de çocuk terbiyesi konusunda toplumu bilinçlendirmek üzere iki temel sorumluluk üstlenmişti. Bir yandan hayırseverliği teşvik ederek kimsesiz çocukların bakımına yönelik ÇDD gibi kurumlara destek sağlıyor; devletin sınırlı imkânlarının yanında bu yükün toplumun, özellikle de kadınların günlük katkılarıyla karşılanabileceğini vurguluyordu.19 Diğer yandan modern pedagojik yaklaşımları yaygınlaştırarak çocuk terbiyesi konusunda özellikle anneleri eğitmeyi amaçlıyordu. Çocuğu doğuştan masum fakat toplumsal koşullarla şekillenen bir varlık olarak konumlandıran bu yaklaşım, çocuk yetiştirmenin bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğunu savunuyor; çözümü ise devletin kreşler açmasıyla kolektif bir görev hâline getiriyordu. Annelik, “yetiştirebilmek için önce yetişmek” anlayışıyla pedagojik bir misyon olarak tanımlanırken, psikoloji ve pedagoji uzmanlarının da çocukların ruh dünyasını anlamadaki rolü öne çıkarılıyordu. Aile ile okulun birlikte sorumluluk alması gerektiği fikrine dayanan bu yaklaşım, 1950’lerin başında Aile ve Okul Birlikleri ile Türk Kadınlar Birliği ve Kadın Gazetesi öncülüğünde, İngiltere ve ABD’den esinlenen sosyal çalışmacı yetiştirme üzerine kurulu “asistan sosyal” projeleriyle hayata geçiriliyordu.20 Korunmaya muhtaç çocuklara kurumlarda şefkatli bakımın sağlanması, anne–çocuk yetiştiriciliğinde pedagojik yaklaşımların öne çıkarılması ve sosyal korumada devlet ile hayırseverliğin birlikte hareket etmesi, erken 20. yüzyılda ABD’de çocuk, anne ve aile refahı alanında gelişen modellerden esinleniyordu. ÇDD ise bu anlayışın kimsesiz çocuk bakımındaki bir yansıması olarak ortaya çıkmıştı.21

Gerek dernek üyelerinin kimsesiz çocuklar alanında yaptıkları çalışmalar gerek Avrupa ve ABD’deki çalışma ve pratikler, ÇDD’nin işleyişine rehber oluyordu. Bunlar arasında önemli bir yerli kaynak, ÇDD’nin de kurucu kadrosunda adı geçen Dr. Kazım Zafir’in kurduğu, 1933–1938 yıllarında faaliyet gösteren Çocukları Kurtarma Yurdu deneyimiydi. Kimsesiz çocuk sorununun toplumsal ihmalin bir sonucu olduğunu savunan Zafir, kimsesiz ve aynı zamanda suç işlemeye meyilli olan bu çocukların ceza değil ıslah; dayak değil sevgi ve ilgiyle topluma yararlı bireyler hâline getirilmesini savunuyordu.22 Tecrit ve fiziksel şiddetin olmadığı Çocukları Kurtarma Yurdu ile Zafir’in pedagojik yaklaşımı hakkında yazılanlardan, eşine pek rastlanır olmadığını anlıyoruz.23

“Nerede bu devlet?”

Pedagojik yaklaşımında bu deneyimin de izlerini taşıyan ÇDD’nin, tıpkı Çocukları Kurtarma Yurdu gibi, sorunun büyüklüğü karşısında sınırlı bir etkiye sahip olduğu gazetelere de yansıyordu.24 1950’ler boyunca dernek üyesi kadınların açıklamaları, her ne kadar ÇDD’nin diğer kurumlarla kıyaslanamayacak bir özenle faaliyetlerini yürüttüğünü gösterse de, kimsesiz çocukların bakımının yalnızca hayır işiyle çözülemeyeceğini de somut biçimde ortaya koyuyordu. Zorluklar ve imkânsızlıklar içinde faaliyet gösteren yurt, İstanbul’daki kimsesiz çocukların sayısıyla kıyaslandığında, açılışında Kadın Gazetesi‘nin iddialı söylemlerine karşın oldukça mütevazı bir girişim olarak kalmıştı.

Derneğin bütçesi bu dönemde esasen üye aidatları, diğer derneklerden gelen sınırlı yardımlar ve düzenlenen balo ile çay davetlerinden elde edilen gelirlerle döndürülüyordu.25 Yurtta kalan çocukların da prensip gereği cüzi bir katkı payı ödemeleri bekleniyordu. Ancak faaliyet raporlarının neredeyse tamamında yurdun ağır fiziki koşulları, tamirat yapılamaması ve yeni bina temin edilememesi dile getiriliyordu.26 Zamanla bu zorluklara yönelik hayırseverlere yapılan çağrılar, devlete yöneltilen sitemkâr açıklamalarla birleşti. Belediye, Eğitim Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı gibi kurumlardan destek görememenin yarattığı hayal kırıklığı, dernek yöneticilerinde kırgınlığa dönüştü.27 Eski bir milletvekili olan Hasene Ilgaz da, kapı kapı dolaşarak toplanan bağışlarla ayakta tutulan derneğin kapısından bugüne dek hiçbir yetkilinin girmediğini, yurt duvarlarının ardındaki seslere kulakların kapalı kaldığını dile getirerek bu kırgınlığı açıkça ifade etmişti.28

Devlete yapılan bu çağrıların ardında, 1950’ler boyunca kırsal bölgelerde işsizliğin artmasıyla yoğunlaşan göç ve kentlerde düşük ücretlerle güvencesiz işlerde çalışan göçmenlerin artırdığı kent yoksulluğu da önemli bir etkendi.29 Nitekim İstanbul’daki hayır kurumlarının sadece kimsesiz çocuklara değil, diğer kent yoksullarına da ulaşamadığı; bunun kurumlaşma eksikliğinden teşkilatsızlık ve bütçesizliğe uzanan sebepleri olduğu tartışılıyordu. 1950’lerin sonlarında ise sosyal koruma, artık bir cemiyet meselesi olmaktan çıkıyor gibi görünüyordu.30 O güne kadar sadece işçilere yönelik olan sosyal sigorta sisteminin tüm vatandaşlara uygulanması gerekliliği dile getiriliyordu.31

Kimsesiz çocuklara yönelik kadın aydınların gazetecilik faaliyetleri ve ölçeği küçük görünse de ÇDD32 gibi girişimler, Türkiye’de sosyal politika tarihi ile kent ve çocuk yoksulluğuna dair aydın bakışını anlamak için önemli bir pencere açmaktadır. Bu deneyimler, yoksulluk gibi toplumsal sorunların bir yandan psikolojikleştirilip bireyselleştirildiğini, öte yandan yalnızca hayırseverlikle çözülemeyecek ölçüde yapısal olduğunun da fark edildiğini göstermektedir. Nitekim “her şeyi devletten beklemeyelim” söyleminin zamanla “nerede bu devlet” sorusuna dönüşmesi, devlet–toplum ilişkisinin sosyal politika alanında yeniden tanımlanmasının da ilk emarelerini vermiştir.

- - -


Mesadet Maria Sözmen, lisans ve yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Doktora derecesini University of California, Santa Barbara Küresel Çalışmalar Bölümü’nden aldı. Doktora tezinde, Kemalist ve sosyalist hareketlerdeki entelektüel kadın yazınını, 1935-1960 yıllarında Türkiye’deki cinsiyetçi modernleşme süreciyle bağlantılı olarak inceledi. Akademik ilgi alanları arasında Türkiye’nin entelektüel tarihi, toplumsal cinsiyet politikaları, feminist hareketler ve Orta Doğu’daki modernleşme süreçleri bulunmaktadır. Ocak 2024’ten bu yana bağımsız araştırmacı olarak çalışmalarını sürdürmekte ve Southern New Hampshire University’de yarı zamanlı olarak çevrimiçi lisans dersleri vermektedir.
  • 1.
    Nazan Maksudyan, "tekinsiz" ve "kimsesiz çocuk" söylemini, 19. yüzyıl modernleşme anlayışının kentlerde asayiş ve emniyeti esas alan yeni düzen arayışı bağlamında ele alır. Bu çerçevede kurulan ilk ıslahhaneler, savaş gibi nedenlerle yerinden edilen ya da sokakta kalan yoksul çocukları kent sokaklarından toplama işlevi görmüştü. Bu kurumlar sadece kimsesiz çocukları himaye etmiyor, aynı zamanda sokaklarda uyulması gereken kurallara uymayan "problem" çocukları disipline sokma amacı da güdüyordu. Bkz. Nazan Maksudyan, Orphans and Destitute Children in the Late Ottoman Empire, New York: Syracuse University Press, 2014.
  • 2.
    Zafer Toprak, "Erken Cumhuriyet, Nüfus Sorunu ve Çocuk Ölümleri", Toplumsal Tarih, Sayı: 281, Mayıs 2017, ss. 22–31.
  • 3.
    Nazan Çiçek, "Erken Cumhuriyet Döneminde Kimsesiz Çocuklar Olgusuna Dair Bir Vaka Takdimi ve Analizi", Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt: 60, Sayı: 2, 2020, ss. 958–988. Erişim tarihi: 01.10.2025, https://dergipark.org.tr/tr/pub/dtcfdergisi/issue/66803/1044703.
  • 4.
    Ayşe Buğra, "Devletçi dönemde yoksulluk: 'Zenginlerimiz Nerede?'", Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye'de Sosyal Politika, İstanbul: İletişim Yayınları, 2008, ss. 97–156.
  • 5.
    Toprak, "Erken Cumhuriyet, Nüfus Sorunu ve Çocuk Ölümleri".
  • 6.
    Murat Burgaç, "Savaşın Çocukları: İkinci Dünya Savaşı Yıllarında İstanbul'da Sokak Çocukları Sorunu ve Çözüm Arayışları", Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 2, 2018, ss. 173–182. Erişim tarihi: 01.10.2025, https://dergipark.org.tr/tr/pub/ausbd/issue/44526/552445.
  • 7.
    Sadi Konuk, "Kimsesiz, Yoksul ve Aylak Çocuklar Konusu Üzerinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının Maruzatıdır", 1945.
  • 8.
    Abdullah Karatay, "Cumhuriyet Dönemi Korunmaya Muhtaç Çocuklara İlişkin Politikanın Oluşumu", Yayımlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007.
  • 9.
    Özlem Dilber, "Kadın Hareketi Tarihinde Savaş Sonrası Dönem ve Yardım Sevenler Derneği (1945-1960)", Toplumsal Tarih Akademi, Sayı: 3, 2023, ss. 28–51. Erişim tarihi: 01.10.2025, https://dergipark.org.tr/tr/pub/ttakademi/issue/81688/1334116.
  • 10.
    Şükûfe Nihal, "Sokak Çocuklarını Kurtarmalıyız", Kadın Gazetesi, 19 Nisan 1948.
  • 11.
    Şükûfe Nihal, "Sokak Çocuklarını Kurtarmalıyız II", Kadın Gazetesi, 26 Nisan 1948; İffet Halim Oruz, "Kimseli ve Kimsesiz Çocuklar", Kadın Gazetesi, 14 Ocak 1951.
  • 12.
    İffet Halim Oruz, "Çocuk Davamız", Kadın Gazetesi, 22 Kasım 1948; Hasene Ilgaz, "Bir Üzüntünün İfadesi", Kadın Gazetesi, 27 Şubat 1950.
  • 13.
    Tezer Taşkıran ve Samet Ağaoğlu, Suçlu Çocuklarımız: Ankara Çocuk Islah Evinde Bir Araştırma, Ankara: Titaş Basımevi, 1943.
  • 14.
    Hasene Ilgaz, "Başarı Sağlayan Bir Dernek", Yeni İstanbul, 1957.
  • 15.
    Osman K. Akol, "Çocuğu Koruma Seferberliği", Hürses, 3 Mart 1952.
  • 16.
    İffet Halim Oruz, "Çocuk Dostları Derneği Kuruluyor", Kadın Gazetesi, 2 Ağustos 1947.
  • 17.
    "Sayın Vatandaş", Kadın Gazetesi, 14 Mart 1949.
  • 18.
    Bedia Küçükaksoy, "Çocuk Dostları Derneği", Kadın Gazetesi, 11 Şubat 1952.
  • 19.
    "Gazetemizin Büyük Teşebbüsü", Kadın Gazetesi, 7 Mart 1949; İffet Halim Oruz, "İnsan Ruhlarının Mahşeri", Kadın Gazetesi, 26 Eylül 1949; Ilgaz, "Bir Üzüntünün İfadesi".
  • 20.
    "Kadın Gazetesinin Aile Çocuk ve Gençlik Eğitimi Toplantısı", Kadın Gazetesi, 10 Ocak 1949; "Çocuk ve Ruhi Tekamülü", Kadın Gazetesi, 10 Temmuz 1950; Sevim Saran, "Çocuk Terbiyesi", Kadın Gazetesi, 23 Ocak 1950; Leyla Kara, "Çalışan Anne", Kadın Gazetesi, 14 Ağustos 1950; Şükûfe Nihal, "Annelik Bilgimiz Yok", Kadın Gazetesi, 21 Ağustos 1950; Leyla Kara, "Çocuklarda Suç İşleme Temayülü", Kadın Gazetesi, 8 Ocak 1951; "Türkiye Sosyal Himayesi İlk Eserini Verdi", Kadın Gazetesi, 19 Haziran 1954.
  • 21.
    Oruz, "Kimseli ve Kimsesiz Çocuklar"
  • 22.
    Suat Derviş, "Çocuk Mahkemeleri Kurulurken", Tan, t.y.
  • 23.
    "Çocuklarımız Ne Halde?: Kurtulan Çocuklara Göre" başlıklı kupür, Salt Araştırma ve Kadir Has Üniversitesi, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi. Erişim tarihi: 13.10.2025, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/32874.
  • 24.
    Kemal Sülker, "Çocukları Sokaktan Kurtarma Meseleleri" başlıklı kupür, Salt Araştırma ve Kadir Has Üniversitesi, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi. Erişim tarihi: 13.10.2025, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/32874.
  • 25.
    Hıfzı Topuz, "33 Kimsesiz Çocuk Ölümden Kurtuldu", Akşam, 7 Haziran 1952.
  • 26.
    1955 yılı faaliyet raporundan derneğin yıllık bütçesinin 20–30 bin liraları aşmadığını öğreniyoruz. 1957 yılında İstanbul Belediyesi tarafından kurulan Kimsesiz Çocukları Koruma Birliği'nin 1,5 milyon liralık bütçesine kıyasla ne kadar az bir bütçeyle faaliyet gösterdikleri anlaşılabilir. Bkz. "Çocuk Dostları Derneği'nin 1955 Senesi Çalışmalarına Ait Rapor", Kadın Gazetesi, 14 Nisan 1956.
  • 27.
    "Çocuk Dostları Derneği Çalışma Raporu", Kadın Gazetesi, 17 Nisan 1954.
  • 28.
    Hasene Ilgaz, "Çocuk Suçlarının Sebebi ve Çocuk Dostları Derneği" başlıklı kupür, 6 Mart 1955, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreyya Ağaoğlu Arşivi.
  • 29.
    Feridun Cemil Özcan, "Ellili Yıllarda Türkiye Ekonomisi", Türkiye'nin 1950'li Yılları, ed. Mete Kaan Kaynar, İstanbul: İletişim Yayınları, 2019, ss. 39–67.
  • 30.
    Hasene Ilgaz, "Çocuklarımız İçin", Kadın Gazetesi, 12 Ekim 1957.
  • 31.
    İffet Halim Oruz, "Sosyal Meselelerimiz", Kadın Gazetesi, 20 Nisan 1957.
  • 32.
    Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği adıyla faaliyetlerine devam eden kurum, doğal afetlerde yetim kalan ya da ailelerinin bakımını üstlenemediği çocuklara barınma imkânı sağlamıştır. Günümüzde ise okul çağındaki çocuklara burs vermekte; kurucu direktörleri Süreyya Ağaoğlu'nun adını taşıyan bir makale ödülü düzenlemektedir. Dernek üzerine yapılan ve yakın zamanda yayımlanan bir çalışma için bkz. Banu Berber Babalık, "Bir İdealin Peşinde: Süreyya Ağaoğlu ve Çocuk Dostları Derneği", MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 4, 2025, ss. 1586-1604. Erişim tarihi: 17.10.2025, https://dergipark.org.tr/tr/pub/mjss/issue/94108/1668821.
PAYLAŞ